Fon krizi ve medya gündemi masaya yatırıldı
8. Gün programında Sorel Dağıstanlı, Eren Aksoyoğlu ve Nazır Kapusuz, fon krizi, siyasi baskılar ve Halk TV'ye yönelik müdahaleleri değerlendirdi.
İstanbul'da yayımlanan 8. Gün programının bu bölümünde sunucu Sorel Dağıstanlı, siyaset bilimci Eren Aksoyoğlu ve iktisatçı Nazır Kapusuz ile haftanın öne çıkan gündem maddelerini ele aldı. Yayında Türkiye'deki siyasi atmosfer, muhalefetin izlediği stratejiler ve yanıtlanmayan sorularıyla gündemde kalan fon krizi tartışıldı.
Medyascope'de yayınlanan habere göre, programda konuşan Eren Aksoyoğlu, Halk TV'ye kayyum atanması ve gazetecilere yönelik gözaltıları otoriterleşme süreciyle ilişkilendirdi. Aksoyoğlu, muhalefetin toplumsal tepkileri seçim gününe ertelemesini eleştirerek, siyasetin sokaktaki hak ve özgürlük mücadelesinden uzaklaştığını savundu. Aksoyoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir lider meydana çıktı, hareket etti, iki adım attı, üçüncü adımda ankete bakmak zorunda kaldık. Seçmen bu hareketi satın alıyor mu? Bu da beraberinde sokakta hak ve özgürlükler üzerindeki bütün bir siyaseti bir şekilde seçmene, sandığa ve veriye sıkıştırmaya başladı. Bu da Türkiye'de siyasetçi tipolojisinin zaman içerisinde her şeyi bir şekilde sandığa havale ettiği ve geriye kalan bütün süreçleri anlamsızlaştırdığı bir yere doğru götürdü."
Fransa'daki protestolara da değinen Aksoyoğlu, toplumsal hareketlerin yalnızca seçim sonuçlarıyla ölçülemeyeceğini vurguladı. Sandığın fetişleştirilmesinin yanlışlığına işaret eden Aksoyoğlu, sokaktaki eylemlerin siyaset kurumunu değiştirecek dinamikler yarattığını ifade etti. Aksoyoğlu, "Eğer sandık idealize edilecekse, bir fetiş objesi haline getirilecekse öyle olur, doğru ama bu, beraberinde bu eylemlerin her birinin siyaset kurumunun kendine çekidüzen vermeyeceği anlamına gelmez. Bütün bu süreç içerisinde özellikle seçimler yaklaşırken çok fazla dinamik göreceğiz. Yalnızca Fransa için dinamikler de değil aynı zamanda bunlar. Dünyanın pek çok yerini değiştirecek ölçüde dinamikler. Sokağın kazanımları siyaset kurumunu değiştirir" dedi.
İktisatçı Nazır Kapusuz ise fon krizinin medyaya yansıyan boyutuna ve sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerine dikkat çekti. Kapusuz, yargının haksız kazanç iddialarına karşı yavaş davrandığını ancak bu konuları yazan kişilerin hesaplarını engelleme konusunda hızlı hareket ettiğini belirterek şunları söyledi: "12 Eylül'den 17 Ekim'e kadar 35 günlük sürede sadece bana ulaşan yedi tane mahkeme kararı var. Neredeyse ortalama iki üç günde bir hesap engelleme kararı çıkıyor. Yargının bu fon yolsuzluğunda, ortada listeler dolaşırken, haksız kazançlar dolaşırken bu kadar hızlı davranmayıp bu konuları yazan insanların hesaplarının engellenmesine sürekli mesai harcaması gerçekten ilginç."
Kapusuz, sermaye piyasalarındaki uygunsuzlukların 'gönüllü iade' ile kapatılamayacağını, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) suç duyurusunda bulunması gerektiğini savundu. Adı geçen kişiler hakkında henüz bir suç duyurusu görülmediğini hatırlatan Kapusuz, "Sermaye piyasalarında bir uygunsuzluğun tespiti, 'Hadi gönüllü iade' diyerek oluşmaz. Sermaye Piyasası Kurulunun bu kişiler hakkında bir suç duyurusu yapması lazım ve bu suçu nasıl işlediklerini tanımlamaları lazım. Manipülatif piyasa hareketi olarak mı yapmışlar ya da manipülatif bilgi yayarak başkalarının kazanç sağlaması olarak mı? Bunlar farklı farklı. Şimdi biz adı anılan kişiler hakkında bir suç duyurusu görmüyoruz. Haliyle olmayan suçun cezası da olmaz" diye konuştu.
TürkAta Haber Ajansı
Trabzon Gündemi